Yazmak zorlu bir serüven, önce bir sevdaya düşmeniz sonra da bu sevdanızı günlük hayatınızın içinde yaşanabilir hale getirmeniz gerekiyor. Bu adımları geçtiyseniz en önemli aşamaya geldiniz demektir; sürdürülebilir bir çalışma sağlamak. Peki nasıl? Dorothea Brande “Yazar Olmak” isimli kitabında bunu anlatmış. Biz oradan önemli bulduğumuz ipuçlarını sizin için derledik. Faydası olması dileğiyle…

  1. Yazma eylemini doğal bir hale getirmelisiniz. Bunun en iyi yolu, her zamankinden yarım saat, hatta bir saat önce yataktan kalkmak ve elinizden geldiği kadar çabuk- konuşmadan, gazeteye göz atmadan- yazmaya başlamaktır. Aklınıza ne gelirse onu yazın! Kendinizi denetlemeden, herhangi bir konuda, mükemmel ya da sıradan olmasına bakmaksızın her şeyi yazabilirsiniz. Yazdıklarınızı okumayın, bir çekmeceye koyun, hatta kilitleyin.

  2. Bir süre sonra kolayca yazabildiğinizi ve yaşamın günlük kaba malzemelerini -tutarlı bir biçimde- hikaye kalıbına dökebildiğinizi göreceksiniz. Artık planlı yazma aşamasındasınız! Günlük rutininiz içinde her gün on beş dakikayı yazmaya ayırmalısınız. Sabah işlerinize bakın ve buna göre gün içinde saat kaçta yazacağınızı kararlayın. Saat dörtte on beş dakika yazı yazmaya karar verdiyseniz, saat dörtte mutlaka yazmalısınız! Hiçbir mazeretiniz olmamalı! Arkadaşlarınızın üzerinden atlayın, tuvalete gidin , ne yapıp edip o saatte yazın, yine aklınıza ne gelirse onu yazın. Her gün alıştırmanın saatini değiştirin ve yine metinlerinizi okumayın, kaldırın.

  3. Üç-dört hafta sonra dönüp, serinkanlı bir değerlendirmeyle, yazmış olduğunuz metinlerden neler çıkarabileceğinize bakabilirsiniz. Şimdi metinlerinizi elinizde bir yabancının yazıları varmış gibi okumaya çalışın. Tanımadığınız bu yazarın ne tür zevkleri, ne tür vasıfları varmış keşfedin. Eğer bu yabancı size gelip danışmış olsaydı ona uyacak en iyi yazı alanı ne olurdu, onu bulmaya çalışın.

  4. Artık -ana hatları ile de olsa- bir yazar olarak kendinizle ilgili bir ön fikre sahip olduğunuzu kabul edebiliriz. Bu noktadan sonra metinlerinizi detaya inerek incelemeniz, belirli konularda yoğunlaşmanız gerekmektedir. Nerede bir hata ile karşılaşırsanız üzerine parmak basın, oradan bir kesit alın, kendi kendinize yapabileceğiniz her şeyi yaptığınıza emin olduktan sonra, metinlerinizi zevklerine ve hükümlerine güvendiğiniz birine gösterin.

  5. Zaman zaman gerçekleştireceğiniz bu çalışmalardan sonra hatalarınızı düzeltmek ve kendinizi geliştirmek için bir şeyler okuma ihtiyacı duyacaksınız. Artık bir yazar gibi okumayı öğrenmelisiniz! İncelemeyi düşündüğünüz metni önce eleştirmeden hızlı hızlı okuyun. Bitirince kitabı kapatın, özet hükümler verin; “Beğendim mi?”, “İnandırıcı buldum mu?” gibi sorular sorun. Sonra sorularınızın cevaplarını bulacak şekilde metni en başından, yavaşça ve dikkatle tekrar okuyun.

  6. Şimdi başarının en önemli anahtarı olan özgünlük konusuna geldik. Şunları düşünün; ele aldığım olay ya da karakter konusunda ne düşünüyorum, bunları nasıl aktaracağım, bunu yaparken samimi olabilecek miyim? Eğer bu konularda metninizle bir uyum içindeyseniz doğru yoldasınız! Bir hikayeyi tüm insanlar arasında sadece size göründüğü şekliyle anlatabiliyorsanız, kaçınılmaz olarak özgünlük tohumu taşıyan bir metin yaratmış olursunuz.

  7. Uyarıcınızın ne olduğunu keşfedin! Yazarların çoğu sessiz kalarak uyarılmanın bir yolunu bulmuşlardır. Ata binmek, yürüyüş yapmak, lirik müzik dinlemek, örgü örmek, balık avlamak gibi. Yazarlar kitap okumayı çok sevdikleri halde zihinlerini yerli yerine oturtan ve çalışmaya yönelten şeyin sözsüz meşgaleler olduğunu öğrenmişlerdir.

  8. Artık bir hikaye denemesi yapabilirsiniz! Yazdığınız sabah yazılarından bir kısa hikaye, bir anektod ya da dilediğiniz güzel bir konuyu seçin. Bu konudan ne yapabileceğinize ve bunu nasıl yapabileceğinize karar verin. Ön çalışmalarınızı kafanızda yapın ve kendinize bu hikayeyi şu gün şu saatte –örneğin; perşembe, saat dokuzda- yazmaya başlayacağım deyin. O güne kadar hikayeyi düşünmemeye çalışın.

  9. Belirlediğiniz gün ve saatte yazmaya başlayın! Elinizden geldiği kadar hızlı yazın, nasıl yazdığınıza mümkün olduğu kadar az dikkat edin. Yazdıklarınızı okumayın. Başladığınız gün hikayeyi bir oturuşta bitirin. Bitirince bir kenara bırakın, en az bir gece bakmayın. Kendinizi tazeledikten ve hikayenin etkisinden kurtulduktan sonra yeniden açın, okuyun. Yazmayı istediğinizden fazla veya eksik noktalar bulacaksınız. Çünkü yazarken bilinciniz işe fazla karışmamış, bilinçaltınız ise sizin tahminlerinizin ötesinde bir rol üstlenmiştir.

  10. Doğanızın yaratıcılık bölümünü fark eder,onun eseriniz üzerindeki önemini kavrayabilirseniz yazar kişiliğinize en büyük katkıyı yapmış olursunuz. Çünkü yaratıcılığın kökleri zihnin bilinçaltı bölümündedir. Bilinmesi gereken, ona güven duymamız halinde bilinçaltının bize yardımcı olacağıdır. Eğer yazılarımızın daha iyi olmasını istiyorsak doğamızın bu güçlü ve görkemli parçası ile ilişki içinde olmamız gerekir.

*Bu yazı, Ötüken Yayınları’ndan 2001 yılında çıkan, Dorothea Brande’nin “Yazar Olmak” adlı kitabından kısaltılarak uyarlanmıştır.