içim sıkılıyor

içim sıkılıyor

avluya çıkıyorum ve parmaklarımı

gecenin gergin teninde gezdiriyorum

 

hiç ışık yok

hiç ışık yok

 

kimse güneşle tanıştırmayacak beni

kimse serçelerin şölenine

götürmeyecek beni

uçmayı anımsa

kuş ölümlüdür

Sosyal medyada “Kuş ölümlüdür, sen uçuşu anımsa,” diye dolaşan dizelerin aslı yukarıdaki gibidir. İranlı kadın şair Furuğ Furuğzad bu dizeleri yazarken elbette buna dönüşeceğini ve tüm dünyada bin bir şekliyle dolaşımda olacağını bilmiyordu. Furuğ Ferruhzad’ın çok daha derin kişisel ve toplumsal meseleleri vardı. Bu meseleler onu İran tarihinin en önemli kadın şairlerinden biri yapacaktı. 33 yaşında bir kazayla hayata gözlerini bir kapayan şair, ülkesi İran’ın sınırlarını aşacak ve kadın hareketlerinin simgesel isimlerinden biri haline gelecekti. Elbette çok genç yaşta şiir yoluna girdiğinde bunları da bilmiyordu, o sadece hayatı, kitapları, şiirleri ve aşkı biliyordu.  Ama yaşadığı dönem İran’ı bunları bilmesinden haz etmiyordu. Öyle ki vefatından sonra mollalar yıkanmasına bile izin vermemişlerdi. Soğuk musalla taşında yatıp ebedi yatağına gitmeyi beklerken kapıda da onu annesi ve sevgilisi İbrahim beklemişti. İnsanın insana eziyeti ölünce de sona ermiyordu.

Furuğ hakkında yazmaya ihtiyaç duymamızın sebebi ise geçtiğimiz ay seyrettiğimiz bir oyun.  Oyun metni ünlü yazar Şebnem İşigüzel’e ait, yönetmeni ise Berfin Zenderlioğlu, Furuğ rolünde ise Nazan Kesal var. Biz oyunu hem oyunun hem Furuğ’un ruhuna yakışır bir sahnede, Kenter Tiyatrosu’nda seyretme şansına kavuştuk. Sahneden içimize dolan ışık Nazan Kesal’ın oyunculuğundan mı yoksa Furuğ’un ışığı mıdır emin olamadık. Belki de ikisi birden… Oyun Furuğ’un musalla taşında yıkanmayı beklerken, Araf’ta geçirdiği o birkaç günde hayatını gözden geçirmesi üzerine kurulu. Furuğ, ailesini, aşklarını, çocuklarını, şiirlerini, İran’ı, Tahran’ı ve bu adaletsiz dünyada kadın olmanın ne demek olduğunu anlatıyor. Ülkemizde kadın olmanın dar çemberini kırmaya uğraştığımız, yaşam hakkını savunduğumuz tam da bugünlerde yüreğimizdeki yangına odun atıyor. Furuğ’un yaşadığı devir bize bir şeyleri çağrıştıyor. Oyunun metni de bizi hafifçe o çağrışımların kollarına itiveriyor. Işık bizi uyandırsın diye belki de… Hangi zamanlar onlar?  Kadın olmanın zor olduğu her zaman belki de…

o günler geçip gitti

o günler, güneşte kuruyan otlar gibi

kuruyup soldular güneşin altında

ve yitip gittiler akasya kokularından başı dönen sokaklar

 

dönüşü olmayan yollayın hayhuyunda

kayboldular

ve yanaklarını

sardunya yapraklarıyla al al eden o kız ah!

şimdi yalnız bir kadın

şimdi yalnız bir kadın

Furuğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935’de Tahran’da doğdu. Rıza Şah dönemi. Bazıları o dönemi bir peri masalı anlatır gibi hasretle anlatır, oysa gerçek başkadır. Otuzlu yılların İran’ında sert bir rejim hüküm sürmektedir: Sadık Hidayet “Kör Baykuş”u bastırabilmek için Hindistan’a gitmiş, kadın cinayetlerini anlatan bir gerçek hikâye Sadık Çubek’in “Sabır Taşı” eserine konu olmuştur. Rıza Şah bir yandan kadınların başörtülerinin çıkartılması için yasa çıkarırken bir yandan da aydınları hapislerde çürütmektedir. Her izin birbirine karıştığı bir dönemdir. Furuğ’un doğduğu evin  kafası da aynı İran yönetimi gibi karışıktır. Furuğ dahil altı çocuğun babası olan Muhammed Ferruhzad bir ordu mensubudur.  Mesleğindeki sertlik ailesiyle ilişkilerinde de kendini göstermektedir. Çocuklarına iyi bir eğitim almalarını sağlayan Ferruhzad, bir taraftan da onların nefes almalarına bile izin vermeyecek katı kurallarla evi yönetmektedir. Furuğ, babasından göremediği sevgiyi sulta altındaki annesinden de istediği kadar göremez. Belki bundandır, 1951 yılında, daha on altı yaşındayken kendisinden oldukça büyük yaştaki Perviz Şapur’la evlenir ve bu evlilikten bir çocuğu olur.  İlk şiir kitabı yayınlanan Furuğ, iki sene sonra boşanır. Kocasının evi, babasının evine eş kısıtlamalarla doludur. Bu boşanmanın bedelini de oğlunu ölene kadar göremeyerek ödemek zorunda bırakılır. Çünkü dönemin İran yasalarına göre çocuklar babanındır, isterse anneye göstermez.

Furuğ şiirle olan ilişkisini derinleştirir, yoğunlaştırır, şiirlerinde arzularını, cinselliğini, aşka ve erkeğe bakışını anlatmaktan geri durmaz. İran kültür hayatında bunu bu kadar açık ve saf dile getiren ilk kadın şairdir hatta. Şiirleri aşklarıyla daha da gelişirken, dönemin İran gazete ve dergileri bu şiirleri magazinel amaçlarla kullanmaktan çekinmezler. Bu Furuğ’u toplumun gelenekçi kesimininin önüne atmak demektir.

günah işledim hazla dolu bir günah

titreyen, mest bir bedenin yanında

ey Tanrım ne yaptım bilmiyorum ben

o sessiz ve karanlık inzivada

 

o sessiz ve karanlık inzivada

baktım sırlarla dolu gözlerine

yalvaran gözlerindeki arzulardan

kalbim takatsiz kaldı göğsümde

Furuğ en büyük aşkını ise dönemin ünlü isimlerinden İbrahim Gülistan’la yaşar. Yine sansasyonel bir ilişkiyle anılacaktır zira Gülistan evlidir. Öykücü ve çevirmen olan İbrahim Gülistan, Furuğ’un sanatına da etki eder, onu Batı edebiyatı ile tanıştırır.  Hatta bir kapı daha açarak cüzzamlılarla ilgili bir belgesel yapmasını da sağlar. “Ev Karadır” isimli bu belgesel Furuğ’un ününü arttırırken ona bir evlat da kazandırır. Cüzzamlılar evinde tanıştığı bir çocuğu evlat edinir. Furuğ kendisine her türlü yoldaş olan İbrahim’e “Yeniden Doğuş” şiirini ithaf eder.

tüm varlığım karanlık bir ayettir benim

seni

kendinde tekrarlayarak

yeşermenin ve çiçeklenmenin sonsuz gündoğumuna

götürecek

 

ben bu âyette senin için ah çektim, ah!

ben bu âyetle

ağaçla ve suyla ve ateşle bütünleştirdim seni

Esir (1952), Duvar (1956), İsyan (1957), Yeniden Doğuş (1964), Soğuk Mevsim (yarım kalmıştır) isimli beş şiir kitabı bulunan Furuğ Ferruhzade, 1967 yılında bir araba kazası sonucu hayata gözlerini yumar. Mollalar izin vermediği için cenaze namazını şair Mehrdad Samadi kılar.

Furuğ’la tanışmak ve harika bir oyunculuğa eşlik etmek isterseniz “Yaralarım Aşktandır” çeşitli sahnelerde oynamaya devam ediyor. Siz tiyatro biletlerinizi almaya hazırlanırken biz İranlı şair-yazar Rıza Berahani’nin kurduğu şu cümlelerle yazıyı sonlandıralım.

“…Ferruhzad İran ve dünyadaki ererkilliğe karşıtlığın doğrudan anlatımıdır. İran’da tamamen biriciktir ve dünyada ise kadın biriciklerin arasında.”

*Furuğ Ferruhzad, Yaralarım Aşktandır. Çev. Haşim Hüsrevşahi. Ankara, Kanguru Yayınları. 2009.

*Furuğ Ferruhzad, Yeryüzü Ayetleri. Çev. Makbule Aras. İstanbul, Can Yayınları. 2008.

*“Furuğ Ferruhzad: Cesur ve unutulmaz” İsmail Biçer. Birgün Gazetesi. 11.09.2019