Klişe olmayan bir Sevgililer Günü yazısı yazmak gerçekten de maharet ister. Çoğumuz için Sevgililer Günü’nün anlamı tartışmalıdır. Sevgililer Günü’nde ne yapmalı sorusuyla başlayan, tek taş mı beş taş mı tartışmasıyla süren, kapitalist düzenin sevenlerin en güzel duygularıyla  gönlünce oynadığı, isteklerini dayattığı, ne yapsanız yine de para tuzaklarına düşmüş olma hissiyle tamamlanan bir gün. Bir şey yapsan bir türlü, yapmasan bir türlü. Şimdi bunca işin arasında, insanı gereksiz yoran bir kafa karışıklığı vesilesi.

Biz de bu hislerle oturduk işin başına. Yazsan olmaz yazmasan olmaz. Edebiyatın olmazsa olmaz  konusu “aşk”. Kimler kimler aşk üstüne yazmış da hala bitmemiş, anlatılamamış, anlaşılamamış. Bir kere aşık olmuş herkes anlayacaktır bu duyguyu anlatmanın zorluğunu,  o yüzden belki de “aşk” hala satıyor, sattırıyor. Çiçekçide de, kitapçıda da.

Kitapları sattıran önemli etkenlerden biri arka kapağının çekiciliği. Murakami’nin 1Q84 adlı kitabının arka kapağında sadece bir cümle var. 1256 sayfalık bir kitaptan alınmış ve çok önemli arka kapağa koyulmaya değer bulunmuş tek cümle bu.

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…”

Bu kadar mı anlaşılmaz,erişilmez bir duygu birini yürekten sevebilmek? O kişinin sizi sevmesinden bahsetmiyoruz bile, sadece sizin sevme yeteneğinizden bahsediyoruz. Aşk sadece sizden mi ibaret bu durumda? Kocaman bir kalbiniz var mı? O kalp kendini mi bulur karşısındakinin kalbinde? O kalp ancak kendisini seviyorsa mı sevebilir başkasını? “O”nu sevince mi kendini anlar? Ve hatta affeder? Fransız psikanalist Jacques-Alain Miller’a göre, psikanaliz aşkı tam da bu şekilde açıklar.[1]

Birisine gerçekten aşık olmak, ona aşık olarak kendiniz hakkında bir hakikate ulaşacağınıza inanmaktır. “Ben Kimim” sorumuzun yanıtının saklı olduğu ya da bu sorumuza bir yanıt verebilecek kişiye aşık oluruz.

İnsanın kendisi ile sevgisi arasındaki ilişkiyi anlatan en güzel cümleleri Jose Ortaega Y Gasset’ te bulabiliriz. Sevgi Üstüne aşk ve sevgi konusunda yazılmış en klişe olmayan cümlelere sahiptir.

Sevgi, ruhun en incelikli ve en kapsayıcı edimi olduğundan, ruhun durumunu ve özünü yansıtır; sevgi içindeki insanın nitelikleri ister istemez sevginin kendisine atfedilmelidir. Eğer o birey duyarlı değilse, sevgisi nasıl duygu yüklü olabilir? O kişi derinlikten yoksunsa, sevgisi nasıl derin olabilir? İnsan nasılsa sevgisi de öyledir. Bu nedenle, bir insanın nasıl birisi olduğu konusunda en kesin belirtiyi sevgide bulabiliriz. Bütün öbür edimler ve görünüşler, o kişinin öz niteliği ile ilgili olarak bizi yanıltabilir ama sevgi ilişkileri, varlığının dikkatle saklanmış sırlarını ele verebilir. Bu, özellikle de sevgilinin seçimi açısından geçerlidir. Başka hiçbir edimde, en içte saklı olan kişiliğimizi, erotik seçimimizde olduğu ölçüde açığa vuramayız.

Aranızdan kimler düşünüyordu aşk kocaman bir yalan diye? Çok klişesiniz! Aşk sadece ve sadece sizden ibaretse, bu durumda  siz de kocaman bir yalansınız. Kızmayın hemen, belki bu bile yeterlidir, diyebilirsiniz ki; aşk yalan olmasına yalan ama insan gene de inanmak istiyor, yalan olduğunu bile bile yaşamak istiyor. Biliyoruz, işte bu kadar zor aşkı anlatmak. İyisi mi bir aşk romanı da siz yazın. Kalbinizi, kaleminizi güçleri ne kadarına yetebiliyorsa açın. Bizim aşk romanımızın arka kapağında tek bir cümle olsaydı şu olurdu; Seni sevdim ve böylece kendimi sevdim. Sizinkinde ne olurdu?

Sevgi Üstüne, Jose Ortega Y Gasset, Yapı Kredi Yayınları, 1995.

1Q84, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 2013.

[1] 31 Temmuz 2015 tarihli haberden, http://www.sanatatak.com/view/psikanaliz-bize-aski-ogret