Veba/Albert Camus-Can Yayınları

Veba, yalnızca çağımızın değil, tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir: Felaketin yazgıya dönüşmesi. Camus’nün hiçbir yapıtında böyle acı bir yazgı, böylesine şiirsel bir dille ele alınmamıştır.

Cezayir, Fransız işgali altındadır. Oran kentinde bir ölü fare bulunur. Fransız doktor Rieux, herkesin çeşitli yerlerdeki fare ölüleri hakkında konuştuğunu fark eder. Bir fare değildir sorun, bazı yerlerde yüzlerce fare ölüsü toplanığ gömülmüştür hatta. Gazetelerde haberler çıkar ve Oran’da bir panik havası dolaşmaya başlar. Çünkü  bu salgın farelerle sınırlı kalmamıştır; koltuk altlarında, kasıkların şiddetli ağrılarla doktorlara başvuranlar da artmıştır. Hatta Reiux’un kapıcısının da bu hastalıktan öldüğü söylenmektedir: Veba sözcüğü şehri kuşatması altına almıştır.  Art arda gelişmeler sonucu kenti kapatma kararı alınır. O andan itibaren tüm toplumsal düzen ve dengeler değişir, hiçbir tanımın anlamı kalmaz. Salgın sadece bedenlere değil, akla ve duygulara da sirayet etmiştir.

Kolera Günlerinde Aşk/Gabriel Garcia Marquez-Can Yayınları

Bu roman Kolombiya’da koleranın ortalığı kasıp kavurduğu, bir tırpan gibi insanları biçtiği bir zamanda yaşanan bir aşk öyküsü aslında. Florentino Ariza isimli telgraf taşıyıcısı bir gün bir eve gider ve evde gördüğü genç kıza aşık olur. Fermina’yı yani genç kızı görmek için türlü bahaneler yaratır, en sonunda genç kızla evlenmek istediğini söyler ama bu birçok nedenle gerçekleşemeyecek bir arzudur. Fermina ve Florentino’nun yolları ayrılır. Fermina kolera hastalığına yakalanır ve Doktor Juvenal Urbino’yla tanışır. Bu tanışma bir evlilikle sonlanır. Florentino’nun ise yaşadığı tüm gönül serüvenlerine rağmen Fermina hiç aklında çıkmamıştır, aradan bir ömür bile geçse dahi onunla hayatını birleştirmek isteyecektir.

Veba Yıllığı Günlüğü/Daniel Defoe-İş Bankası Kültür Yayınları

Defoe’nin 1722’de yazdığı ve 1665’de Londra’da yaşanmış  olan veba salgınını anlattığı Veba Yılı Günlüğü doğal afetler, salgınlar hakkında kaleme alınmış en etkileyici edebi eserlerden biridir. İnsan doğasını çok iyi tanıyan, güçlü kalemi ve yalın üslubuyla pek çok konuda ilgi çekici eserler veren Defoe bu eseriyle de bir baş yapıta imza atmıştır.

Öykü vebanın ortaya çıkışıyla başlar. Londra’da halk tüccarlardan yayılan bir söylentiyi yaymaktadır: Hollanda’da veba yeniden ortaya çıkmıştır.  1664 yılının Aralık ayında Londra’da ilk ölümler görülürr. Şehrin iyi semtlerinde yaşayanlar, salgının kenar mahalleler ve fakirlerle sınırlı kalacağını düşünmektedirler. Bu dönem ölümlerin hızla çoğalmasıyla son bulur. Şehir yöneticileri sert tedbirler almaya başlarlar: Durumu izleyecek müfettişler tayin edilir,  hastalığın olduğu evler karantina altına alınır, imalathaneler, pazarlar sıkı kontrollere tutulur, kısıtlamalardan nasibini sokaktaki dilenciler dahi alır. Ne yapılırsa yapılsın veba şehri sarar.

Tufan Zamanı/Margaret Atwood- Doğan Kitap

Bu aslında bir üçlemenin ikinci kitabı, ilk kitap Antilop ve Furya’yı okumadan buna başlamanızı önermeyiz.

Atwood’un bu romanı hayatın yok oluşuna kehanet gibi bir ağıt… Bilim, din ve doğayı kaynaştıran bir din olan Tanrı’nın Bahçıvanları’nın önderi Âdem Bir, uzun süredir küresel bir salgını öngörmektedir. Bu felaket gerçekleşir ve insan yaşamı büyük ölçüde yok olur. Sadece iki kadın kurtulur: Lüks bir seks kulübünde kapalı kalan genç dansçı Ren ile bir sağlık merkezine sığınan eski Bahçıvan Toby. Ya diğerleri? Ren’in biyo-sanatçı arkadaşı Amanda? Eko-savaşçı üvey babası Zeb? Eski sevgilisi Jimmy? Ya da belalı ÇilePatlarcılar? Bir de, dünyanın egemeni olan şirketlerin karanlık polis örgütü… Âdem Bir ve kuşatılmış takipçileri yeniden örgütlenirken, Ren ve Toby de kendilerini bitki ve hayvan yaşamı dahil hiçbir şeyin nereye varacağının bilinemediği, değişen bir dünyada bulurlar. Nasıl ayak uyduracaklarını ise romanda bulacaksınız.

Nemesis/Philiph Roth-YKY

Philip Roth, Nemesis’te, insanın varoluşuna dair söyledikleriyle Yunan trajedilerini hatırlatan sarsıcı bir hikâye anlatıyor. Yunan mitolojisinde Nemesis, ilahi intikam tanrıçasıdır, insanlara işledikleri günahların bedelini ödetir ve haksızlıkları cezalandırır. Roth’un eserini bu bilgiyle okumak belki daha içine girilmesini de sağlayabilir.

1944 yazında, polio salgını Newark sakinlerinin, ama özellikle de çocukların hayatlarını cehenneme çevirirken, gözleri yeterince iyi görmediği için orduya alınmayan genç beden eğitimi öğretmeni Bucky Cantor, şehrin Yahudi mahallesindeki bir okulun bahçe sorumluluğunu yapmakta ve orada oynayan çocukları hastalıktan korumaya çalışmaktadır. Şehirden ve salgından uzaktaki bir yaz kampında çalışan sevgilisi Marcia’yı bir mutluluk hayali olarak hep aklında bulunduran Bucky, bu hayale bir an önce ulaşmak için acele ettiğinde, bütün hayatını değiştirecek bir seçim yaptığının farkında değildir.

Kızıl Veba/Jack London-Zeplin

Medeniyet her bireyin ortak noktası… Peki, ya Kızıl Veba gibi baş edilemeyen bir mikrop onun sonunu getirirse, geriye insanlığa dair ne kalır?

Kızıl Veba, medeniyeti dünya üzerinden silip süpüreli altmış yıl olmuştur. Hayatta kalmayı başaran bir avuç insan, vahşi yaşamın ortasında, kabileler halinde kendi medeniyetlerini ve toplumsal sınıflarını çoktan oluşturmuştur. Ancak sanattan bilime kadar her türlü bilgiden yoksundurlar. İlkel zamanlara geri dönülmüş, yaşam yine ‘yemek-çoğalmak-hayatta kalmak’ üçgenine hapsedilmiştir. Yetişen yeni nesil de dünyayı hurafelerden ibaret görmekte, her türlü batıla inanmaktadır. Yitip giden eski dünyanın sırlarını hatırlayan, hayatta kalan tek insan da yaşı artık bir hayli ilerlemiş olan Profesör James Howard Smith’tir ve onun da tek umudu yetişecek neslin bu barbarlığı, cehaleti ve umursamazlığı aşıp medeniyete yeniden erişmesidir.

Körlük/Jose Saramago-Kırmızı Kedi Yayınları

Körlük, ürkütücü bir roman, beklenmedik bir felaketi, bir salgını yaşayan bir toplumun nasıl çöktüğünün, nasıl bencilleştiğinin ve değer yargılarını yitirdiğinin hikâyesi. Konusunun ürkütücülüğüne rağmen olağanüstü bir şiirsellikle anlatılmış bu unutulmaz roman, usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı.

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olurak bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Bütün körler karantinaya alınır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen: Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmeye başlar. İnsanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır.

Mahşer/Stephen King-Altın Kitaplar

Stephen King korkunun, gerilimin ustası, dolyaısıyla onun kaleminden bir salgın hastalık hikâyesi çıkmaması olanaksızdı tabii ki.

Biyolojik denemeler yapılan bir kuruluştan kaçan birisi, kısa süre sonra adeta bir domino etkisiyle ölümcül bir grip mikrobunu yaymaya başlar. Mutasyona uğramış ve Kaptan Trips adı verilen virüs insanların yüzde doksan dokuzunu yok eder. Hayatta kalmayı başaran korku ve şaşkınlık içindeki bir avuç insan kendilerini kurtaracak bir lider arayışı içine girer. İki aday ortaya çıkar… Colorado’da bir halkevi kurmakta ısrar eden 108 yaşındaki hayırsever rahibe Abagail ve kötülükten başka bir şey düşünmeyen, kargaşadan mutlu olan şiddet yanlısı “kötü adam” Randall Flagg… Bu iki kişi etrafında toplanan insanlar kadim iyi, kötü savaşını bir salgın hastalıkla beraber tekrar vereceklerdir.

Mucizeler Yılı/Geraldine Brooks-Hit Kitap

Mucizeler yılı, bir tarihi roman. Kitapın kurgusu 1666 yılı İngilteresinde tüm sakinleri vebaya yakalanan “Eyam” isimli köyün gerçek hikâyesine dayanıyor. Londra’dan gelen gezgin bir terzi, hayvancılık ve madencilikle uğraşan bu kendi halindeki sessiz köye veba hastalığını taşır. Öngörülü genç bir rahip, köylüleri, hastalığı yaymamak için köyü karantinaya almaları gerektiğine ikna eder. Ancak ölüm korkunç yüzünü gösterince, insanlar dualardan ve şifalı bitkilerden yüz çevirip çareyi üfürükçülükte ve ölümcül bir cadı avında aramaya başlarlar. Hikâyenin anlatıcısı genç Anna Frith istemeden de olsa bu umutsuz savaşta ön saflarda yer alır.

Venedik’te Ölüm/Thomas Mann-Can  Yayınları

Dünya edebiyatının temel taşlarından Büyülü Dağ’ın yazarı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtı, aşk ve ölüm simgeleriyle doludur. Mann’ın bu kitaba hayranı olduğu Goethe’yi konu aldığı bir hikâye olarak başladığı ama devam etmediği de belirtilir. Ana karakterin adını da o sıralarda ölen dostu Gustav Mahler anısına koyduğu söylenmektedir. Bu imgelerle dolu kitabın konusu ise birkaç cümleyle anlatılmayacak kadar katmanlıdır.

Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Aralarındaki yaş farkı Aschenbach’ı umutsuzluğa sürükler. Kendi yaşlılığını gizlemek için yollara başvurur. Aksi gibi Venedik’te salgın bir hastalık çıkmış, herkes Aschenbach’tan şehri terk etmesini önermeye başlamıştır. Ama o Tadzio’yu bırakıp şehirden ayrılamamaktadır. Hatta sadece bu sebeple Venedik’te kalıp ölmeye bile razıdır.  Sonunda yazar da salgına yakalanır.

Bonus:

Mahşerin Dördüncü Atlısı-Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi/Andrew Nikiforuk-İletişim Yayınları

Son kitabı ise kurgu dışından seçtik. Coronavirüs ya da diğer adıyla Covid-19’un yüzlerce ülke, milyonlarca inanı tehdit ettiği şu günlerde bize nefes aldıracak romanlar kadar bir salgın hastalığın gerçekliğini ve boyutlarını bize anlatacak bilimsel çalışmalara da ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyoruz.

Veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar ve kıtlık, kuraklık gibi felaketler tarih boyunca milyonlarca kişinini ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, toplumsal ilişkilerimizi, yakınlarımıza, sevgilimize karşı davranışlarımızı biçimlendirmiştir. Ne var ki bu kitlesel ölümler durduk yerde, kendiliğinden başlamamış, salgın hastalıklar davetsiz misafir gibi aramıza girmemiştir; mikropların “kitlesel ölümlere yol açan canavar” rolünü üstlenmeleri için insanlar ellerinden geleni yapmışlar, ölümler başladıktan sonra ise hiçbir şey yapamamışlardır. Bakteriler ve mikroplar açısından bir dünya tarihi niteliğindeki Mahşerin Dördüncü Atlısı’nda Andrew Nikiforuk, toplumsal hayatın hastalıklarla yakın ilişkisini çevreci bir bakışla inceliyor, dünyamızın en eski sakinleri olan mikro-organizmalarla barış yapmamızı öneriyor.