MERVE GÖNTEM, 1994 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu. Üniversite eğitimi boyunca dizi ve film setlerinde çeşitli görevlerde çalıştı. Aynı zamanda gazete ve dergilerde, dijital platformlarda kitap incelemeleri yazdı, röportajlar yaptı. 2014 yılında Aylak Adam Yayınları tarafından derlenen Öyküden Çıktım Yola isimli kitapta ilk öyküsü yayımlandı. Şimdilerde senaryo gruplarında çalışmakta.

Kurumuş Yeşil Bitkiler, Merve Göntem’in birkaç ay önce okur ile buluşan ilk romanı.

Göntem, kenar mahallede yaşayan orta halli bir ailenin, çok da sıradan olmayan yaşamını, evin büyük kızının ağzından ince ince anlatırken, hikayenin ortasında kendine yazarak yol açmaya çalışan üstelik bunu da başaran cesur bir kadınla tanıştırıyor bizi.

Biz her gece herkesin birbirini öldürme ihtimali olan bir evde, herkesin kendini öldürme ihtimalini düşünerek uyuduk.

Kardeşini genç yaşında kaybetmenin acısını,  hem kendine hem ailesine yaşatan, hayatına aldığı haplarla seyirci olarak devam eden,  her şeyden vazgeçmiş bir anne, böyle bir anneye nazaran daha ilgili ve sevgi dolu,  fakat kuru sulu ne bulursa içen, bulaştığı yasal olmayan işler yüzünden bir süre hapse de düşen alkolik bir baba, içinde yaşadığı tüm kötülüklerden tanrıya sığınmış ve sadece ondan medet uman, çocukları bakıp büyüten bir anneanne, henüz oyunların ve oyuncakların dünyasında yaşayan minik bir kız kardeş ve kahramanımız Defne.

Çünkü bu evde görünmez olmak isteyen herkese karşı büyük bir saygı duyuluyor; ilaçlarla, otlarla ya da çizgi filmden öğrenilen büyülerle. Ben görünmez olmanın yolunu daha geç buldum.

Küçük kız çocuğu Defne. Anneannesinin küçük şeytanı babasının kralı Defne. Erken yaşta büyümek zorunda kalan Defne. Kendine giden yolu okuyarak arayan,  yazarak  bulan ölümü değil yaşamı seçen Defne. Kral olmak istemeyen Defne!

Hayatta olmalı ve denemeliydim. Allah felaketleri yaşatma konusunda zaten epey toleranslı davranıyordu. Bunları doğru okumayı bilmekti mesele. O zaman dedim kendime: İntiharlar iptal, yazıyoruz.

Kahramanımız Defne ile koşmanın antidepresan etkisine teslim olmuş, bu yüzden sürekli koşan ve yazan genç kadının hayatı, çoklukla birbirinin içinden geçerek tamamlanıyor. Düş ile gerçeği geçmiş ile şu anı yan yana okuyorsunuz. Romanın ben dili kullanılarak yazılmasının bunda etkisi olsa da metinler ve türler arası geçişlerin sağlamlığı gözden kaçmamalı.

Bir yerde, bir zamanda yeniden karşılaştığın her kimse, hayatının içine dahi sıçsa, yeterli acıyı çekmiş olduğuna ikna ediyorsa seni, hiçbir şey konuşmadan affediveriyorsun. Çünkü sen de aynısından geçiyorsun. Sen de defalarca kırılıp bükülüp kendine geliyorsun.

Yer yer bir senaryo metni okuduğunuz hissine kapılıyorsunuz romanı okurken. Metin dilinin sinematografik olmasının yarattığı bu his zaman zaman anlatılan hikayenin kafanızda canlanmasına neden olurken, zihninizde izlediğiniz film size pek çok duyguyu eş zamanlı yaşatıyor. Bu noktada yazarın gücünü mesleğinden alan gözlem yeteneği ister istemez dikkatinizi çekiyor.

Sadece o mecrada herkesin o kadar kusursuz ve harika hayatları vardı ki, ben kendi hayatımın ufak tefek kusurlarıyla sözcükler yardımıyla eğlenmeye çalıştım.

Anlatımda verilen detaylar, olayların geçtiği mekanların tasvirleri, semt insanların duygu durum ve davranış biçimleri yaşadığımız çağın açmazlarının da izlerini taşıyor. Kısa ve net cümlelerde yerinde kullanılan sözcükler aslında size günümüz popüler kültür dertlerinin de ipuçlarını çaktırmadan veriyor. Özellikle sosyal medyaya ve televizyona elden düşmeyen telefonlara her gün onlarcası cevaplanmak zorunda kalınan e postalara dair kara ama ince bir mizah ile yapılan göndermeler oldukça etkileyici.

Bir leke olmak kalabalıkta; kimsenin enine boyuna inceleyecek vakti olmayan bir leke.

Çarpık kentleşmeden, insanı tüketen şehir yaşamına, hukuksuzluktan mağduriyet ve adaletsizliklere, öldürülen gencecik çocuklara, yaşadığı döneme tanıklık eden her vicdanlı kalemin yaptığı gibi birkaç satırla da olsa yer verilmiş kitapta.

Yaşam iki ileri bir geri gidiyor kimi zaman, çünkü insan çocukluğunu hep yanı başında taşıyor. Oturtup kucağına seviyor, bazen uzaktan bir kez daha seyrediyor; geçtiği yolları, yolculuğuna şahitlik eden insanları arkasında bıraktıklarını yanına kattıklarını en çok da kendini.

İyi Aile Yoktur’ da ‘’Bu dünyadaki en görünmez acılar, bir çocuğun çektiği acılardır.‘’ diyor ya Nihan Kaya, işte o acılardan kurtulmanın kurtulamasak da onları iyileştirebilmenin iyileşen o yara izlerini sevebilmenin yollarından biri genç bir kadın için koşmak ise bir diğeri de yazmak belki.

Kurumuş Yeşil Bitkiler, bize topraktan çiçeğe filizlenen limon çekirdeklerinin, kocaman yaprakları olduğunun müjdesini veriyor. Biliyorum ki, önümüzde daha da güzel ağaçlar var.

Bitkileri Tanıyalım!

* Başlık/Eve Dönmenin Yolları _ ALEJANDRO ZAMBRA

Merve Göntem, Kurumuş Yeşil Bitkiler, Yitik Ülke Yayınları, 2019, 76 sayfa.

Birgül Sevinçli hakkında;
Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları okudu. Uzun yıllar çok uluslu şirketlerin Lojistik ve Finans birimlerinde üst düzey yöneticilik yaptı. Halen kurumsal firmalara danışmanlık yapıyor. Birçok STK’da gönüllü olarak çalıştı, bireysel yardım projeleri aktif olarak devam ediyor.Yollar, kitaplar ve fotoğraf en büyük tutkusu. İlk kişisel fotoğraf sergisini 2017 yılında açtı. Kafalar Hep Karışık projesinde yer almaktan mutluluk duyuyor. Şiire, yollara, çocuklara ve gelecek güzel günlere inanıyor. Yazdığını, çizdiğini kendine saklıyor. Okuyor, okuyor okuyor…