BİROL TEZCAN, 1972 ya da 1974 yılında Ceyhan’da doğdu. Annesinin iddiası 1974 ama babası nüfusa 1972 diye yazdırmış. Liseyi bitirene kadar Ceyhan’da yaşadı. Liseyi bitirdikten sonra birçok farklı işte çalıştı. Birkaç üniversiteyi kazanıp bıraktıktan sonra Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Ankara’da faaliyet gösteren ‘’Yeraltı’’ topluluğunun kurucularından biri oldu. Yazdığı oyunlar farklı gruplar tarafından sahnelendi. 2002 yılından bu yana çeşitli dizilerde senaristlik yapıyor. Yazdıkları, Ot dergi, Kibrit, Delikliçınar dergisinde yayınlandı. Bizim Evin halleri, Behzat Ç gibi iki sevilen televizyon dizisinin de senaryo ekibindendir. İlk kitabı Biyopsinin Dondurma Üzerine Etkisi, 2015 yılında çıkan yazarın 2017 yılında Sayılı Gün ve Geçmiş olsun adıyla iki kitabı daha yayımlanmıştır.  2019 Şubat ayında ise öykülerden oluşan üçlemenin son kitabı Ayağına Taş Değmesin okurları ile buluşmuştur.

’Nedir benim meselem?” diye soruyorum arada kendime`, ‘’Meselem, ölümüne kanalizasyon temizlettirilen sağlık emekçisidir. Madende ölüme terk edilen işçidir. İnşaattan düşen ameledir. Sırtında küfe, semt pazarının önünde hamallık yapmak zorunda kalan yetmiş yaşındaki dededir. Anadilini konuştu diye linç edilendir.

Yaşamaktan geçtim, ailesiyle açlıktan ölmemek için, üç kuruş daha fazla kazanabilmek için ölüme yazgılı olanlar, üç kuruş daha fazla sömürebilmek için insan canını hiçe sayanlar, üç kuruş daha fazla kazanabilmek için insan canını hiçe sayanları savunanlar…’’

Birol Tezcan’ın son kitabındaki “Bir Kamyon Nedir?” isimli öyküden bu satırlar. Cümleler adeta okurun neden yazıyorsun sorusunu peşinen cevaplıyor. Bir meselen olmalı yazmak için diyor ve başlıyor kahramanımız kendi meselesini aktarmaya.

Bir Kamyon ne çok şeymiş meğer! Bir deniz, bir ressam, renkli bir dost ve esaslı bir iç dökmeymiş. Anladım!

Birol Tezcan,  son öykü kitabı “Ayağına Taş Değmesin”de hem birbirinden bağımsız hem de birbirinin devamı gibi hissettiren öykülerle farklı bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Anlatıcı çoğu zaman kahramanı da oluyor öykünün. Bir dostun anılarını dinler gibi bazen pür dikkat bazen şaşırarak ve neşeyle bazen de hüzünle ama hep hayata, insana, en çok da duygulara dair hissederek, öğrenerek okuyorsunuz.

Bir camın ardından geçtiğiniz yollara bakmak gibi, bakıp da görmek gibi görüp iç çekmek gibi. Yol, çok şey anlatır duymak isterseniz ya. İçinden geçtiğiniz öykülerin hikayeleri sizin de hikayeniz oluveriyor bir yerde. Ankara’nın orta yerine atılan bomba ile küçük yaşında göçüp giden Muhammet Veysel’e ağlamaya kaldığınız yerden devam ediyorsunuz örneğin öykünün birinde. Onun, ”İnsan ağlasın, ağlamak güzel bir şeydir. Ağlayabildiği için güzelleşebilir insan. Ağladığı kadar güzelleşir.” satırlarını anımsayarak siliyorsunuz içinize akan yaşı.

Başka bir öyküde konuşsam karşımdakini kıracak,  konuşmasam olmayacak deyip sessiz, sakin, saklı köşeler arıyorsunuz okumak için kendinize, bir tren yolculuğunda.

Trüksüz, tiratsız, dolambaçsız anlatımı sohbetinin bitmesini istemediğiniz bir dost gibi her öyküden sonra bir yenisini okuma isteği uyandırıyor içinizde. Bazen de bir durup bekleme, kendini yoklayıp teyitleşme hali. “Duvar” kitabın ilk öyküsü. Fatma Nene neresinden başlayıp anlatsındı sürgünü, acı içinde ölenleri talan edilenleri,  küçücük yaşlarda başkasını ana baba bilmek zorunda bırakılanları, tarih diye anlatılan yalan yanlışları arda kalan derin yalnızlıkları, acıyı acıyı acıyı… Nasıl anlatsındı! Evet dedim kendi kendime doğru; İnsan bazen en çok susarak anlatır.

“Düşmeyen Adam” öyküsünde ise, bir bakışın bir gülümsemenin ne çok şey ifade edebildiğine, nasıl tanıdık gelebildiğine şahit oluyorsunuz. Bu da doğruydu. ‘’Bir, güzel bir dünya hayali kuranlar, bir de âşık olanlar böyle güzel gülümser. İkisi de güzel birer hayaldir çünkü ve gerçekleşmeleri an meselesidir…’’ Yine de iç sesim ekliyor peşine, ”Bir de şiiri çok sevenler… ”

Yol, en çok da yolculuk öğretiyor. Yolların en uzunu değil mi hatta en zoru insanın kendine yolculuğu. İşte onun da ayak izlerini sürüyorsunuz metinde. Hiç büyümeyen bir çocuğun bir gün nasıl koca adam olup birdenbire büyüdüğüne acıyla ama yine koruyarak umudu tanıklık ediyorsunuz.

‘’O gün anladım, hiçbir ölüm yalnız ölüm değildir. Bir kişi ölür, çok insan yıkılır.’’

‘’Sonra büyüdüm. O gün büyüdüm. Kayıpları çoğaldıkça büyüyormuş insan. O gün öğrendim. Daha da büyümem sandım. Meğer ne çok yanılmışım. ‘’

Yolculuğunuza bazen Aşık Veysel eşlik ediyor sazı ve sözüyle,  bazen türküleri ile Neşet Ertaş.

‘’Atı olan el atına biner mi amman?

Yiğit olan ığrarından döner mi amman. ’

Cemal’e Edip’e Orhan’a Nazım’a selam ediyorsunuz yol boyu.

Yol bu; değiştirir, dönüştürür, çoğaltır, öğretir, sizi kendisine kendisini size benzetir. O yüzden ulaşmaktan daha keyiflidir yolda olma hali. Ne diyordu  Buddha ”Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur. Yol mutluluğun kendisidir.”

Durma yola çık!

AYAĞINA TAŞ, KİRPİĞİNE YAŞ, YÜREĞİNE TELAŞ DEĞMESİN.

* Birol Tezcan, Ayağına Taş Değmesin, İstanbul, İthaki Yayınları, 2019, 200 sayfa.

Birgül Sevinçli hakkında;
Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları okudu. Uzun yıllar çok uluslu şirketlerin Lojistik ve Finans birimlerinde üst düzey yöneticilik yaptı. Halen kurumsal firmalara danışmanlık yapıyor. Birçok STK’da gönüllü olarak çalıştı, bireysel yardım projeleri aktif olarak devam ediyor.Yollar, kitaplar ve fotoğraf en büyük tutkusu. İlk kişisel fotoğraf sergisini 2017 yılında açtı. Kafalar Hep Karışık projesinde yer almaktan mutluluk duyuyor. Şiire, yollara, çocuklara ve gelecek güzel günlere inanıyor. Yazdığını, çizdiğini kendine saklıyor. Okuyor, okuyor okuyor…