Gotik denilince akla karanlık, gizemli, belki biraz doğaüstü hatta biraz da fantastik öğeleri olan, bu dünyada değil de “paralel evrenlerde” ya da “başka dünyalarda” olmasını yeğleyeceğimiz hikâyeler içeren eserler gelir. Tamam işte bu gotik! Tüyleriniz diken diken oluyor, kitabı okuduğunuz koltukta kıpırdanıp duruyorsanız bir gotik hikâyenin içine dalmışsınız demektir. Gotik ile korku romanları aynı tür değildirler altını şöyle bir çizelim. Gotik eserler bize psikolojik bir atmosfer de sunarlar. Karakterler kendileriyle ya da çevreleriyle çatışma içerisinde kişilerdir. Hatta bazılarının derin psikolojik sorunları/hastalıkları da vardır. Yazarlar bizi o karanlık iç dünyaya ya da ailenin/toplumun kapalı çemberine sokarlar. Bizim sizin için seçtiğimiz eserlerde bu son tespitler çerçevesinde eserlerdir. Aklınızı sağ, kalbinizi ferah tutarak okuyunuz!

1-Biz Hep Şatoda Yaşadık-Shirley Jackson-Siren Yayınları
Kitabın yazarı Shirley Jackson Amerikan gotik edebiyatının önde gelen isimleri arasında sayılmaktadır. Stephen King, Neil Gainman gibi önemli yazarların ilham kaynakları arasında bulunduğu belirtiliyor. Yazarın “Piyango” isimli öyküsü ise içeriği nedeniyle bazı yerlerde yasaklanıyor. Bu eseri ise, Amerika’nın güneyinde belli belirsiz bir tarih aralığında ve tekinsiz bir ortamda geçiyor. Hikâye okurunu iki çembere kapatıyor. Birincisi dışarıya kapalı bir topluluk olan kasaba diğeri kasabaya kapalı olan Blackwood ailesi. Ailenin küçük kızı Merricat Blackwood’un dilinden dinliyoruz hikâyeyi. Ailesinin tüm bireyleri gizemli bir zehirlenme vakası sonucu ölmüş ve Merricat, ürkek bir mutfak kuşu olan ablası Constance ve tekerlekli sandalyeye mahkûm amcası ile yaşamaktadır. Kasaba ile aralarındaki gerilim yine belirsiz bir nedenle giderek yükselmektedir. Kimin kötü kimin iyi olduğu kimin kurban kimin zalim olduğu da her bir olayda kafaları karıştırmaktadır. Aklımızın bize oynadığı oyunların hayatımızı nereye götüreceğini kim bilebilir?

“…Birileri kıkırdadı, bir başkası “Şşş,” dedi. Hiç arkamı dönmedim; nefret dolu bakışlarını ve yassı, gri suratlarını görmeden de arkamda durduklarını hissedebiliyordum. Geberin, diye düşündüm ve bunu yüksek sesle söyleyebilmeyi diledim. Constance, “Umursadığını görmesinler” ve “Kaale alırsan iyice coşarlar,” diyordu, muhtemelen haklıydı da ama ben hepsi gebersin istiyordum.”

2-Kibritleri Çok Seven Küçük Kız-Gaetan Soucy-Can Yayınları
Edebi değerlendirmelerde “gotik” olarak geçememesine rağmen hikayesi, karakterleri ve bize sunduğu atmosfer ile gotik yazının özelliklerini taşıdığını düşündüğümüz bu kitabı da listemize almak istedik. İnsan ruhunun en karanlık yönlerini gösteren, ailenin insanı nelerle sınayabileceğini ve nasıl en derininden yaralayabileceğini ve hatta benliğini sonsuza dek ikiye ayırabileceğini gösteren metinlerden. Aile içi şiddetin tam göbeğinde yer alan hikâye okuruna da bu şiddetten bir işaret bırakmadan gitmiyor. Kitap kurduğu dil, birinci tekil şahıstan anlattırılan hikâye ile de bizi karanlığın içine alıveriyor. Anlatıcının dilindeki mizah bile bir mum yakamıyor. Konusu ise kısaca şöyle, tüm dünyadan babaları tarafından sistemli bir şekilde soyutlanmış iki kardeşin hikâyesini kız kardeşin tuttuğu günlüklerden takip ediyoruz. Dış dünya ile hiç ilişkileri olmamış bu iki kardeş, bildiklerinin hiç bilmemeleri gereken şeyler olduğundan bihaber yaşıyorlar. Babalarının despotluğuna birbirlerine yaptıkları zalimlikler de eklenince cehennemin nasıl bir yer olduğunu okura gösteriyorlar. Kitap ilk cümlesinden bizi yaralıyor, sonunda ise onulmaz bir acı ile baş başa bırakıyor.

“Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız için emirler gerekliydi, bu bizim yapı harcımızdı. Baba olmadan hiçbir şey yapmasını bilmiyorduk. Kendi kendimize yapabildiklerimiz tereddüt etmekten, var olmaktan, korkmaktan, acı çekmekten ibaretti.”

3-Vathek-William Beckford-İletişim Yayınları
Beckford, Vathek’i 1782 yılında üç gün üç gecede yazmıştır. O günden bugüne gotiğin kapılarından adım atmak isteyenleri karşılayan önemli eserlerden olagelmiştir. Taşıdığı fantastik özellikler nedeniyle bu edebiyat dalının da okurları tarafından da sevilen eserlerdendir. Gotik edebiyatın bize sıklıkla göstermeye çalıştığı “gücün” zalimce kullanımıdır. Küçücük dünyalarımızda elde ettiğimiz minik tiranlıklardan bir toplumu toptan değiştirecek devasa tiranlıklara kadar birçok şiddet türü ile tanıştırır bizi. Bu eser ise, kendi ateşten topraklarını yaratan bir Abbasi Halifesi olan Vathek’i anlatıyor. Vathek kötülüğün vücut bulmuş halidir. Kötülük onun için hem bir amaç hem bir araçtır. Elde etmek istedikleri için ve elde ettiklerini istediği gibi kullanabilmek için. Ama sadece maddiyat değil bilgiyi de ele geçirmek istemektedir. Öyle ki, en sonunda bir Babil Kulesi inşa ettirir. Ama şehre bir gün bir tüccar gelir ve Vathek’in içine bir ateş atar. “Yeraltı Ateşi Sarayı” diye bir yer vardır ve dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş hazineler, bilgiler barındırmaktadır. Gücüne güç katmak isteyen Vathek, bu saraya ulaşmak için her şeyi yapmaya hazırdır. Oysa bilmediği bir şey vardır, “Saray”, “Cehennem”in ta kendisidir.

“Babası sağken kendi keyfi için epey çalışmış ve birçok şey öğrenmişti. Ama bu öğrendikleri onu tatmin etmeye yeterli değildi, çünkü Vathek her şeyi, hatta olmayan bilimleri bile öğrenmek istiyordu. Bilginlerle tartışmaya girmeyi severdi ama onların itirazlarını hararetle savunmalarından hoşlanmazdı. Ağızlarını kapatabileceklerini hediyelerle kapatıp, cömertliğine boyun eğmeyen ötekilerini de hararetlerinin soğuması için hapse gönderirdi. Çoğunlukla işe yarayan bir çareydi bu.”

4-Otranto Şatosu-Horace Walpole-Altıkırkbeş Yayınları
18. yüzyılın gotik edebiyat için verimli bir çağ olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde. Türünün öncü eserlerinden birisi olan Otranto Şatosu’da 1764 yılında yazılmış. Gotik edebiyatın daha klasik ve korkuya yakın örneklerinden birisi olarak nitelendirilebilir. Gizemli eşyalar, gizli geçitler, hortlaklar, kanlı intikamlar, korkunun mimari olarak ortaya konmuş hali bir şato. Konusu ise şöyle; Otranto Prensi Manfred’in iki evladı vardır. Onekiz yaşındaki kızı Matilda ve onbeş yaşındaki Conrad. Ama her ebeveyn çocuklarını aynı derecede sever diye bir kural yoktur, tıpkı Manfred’da olduğu gibi. Oğlunu her şeyden çok seven Manfred, bir kehanetin korkusuyla biricik oğlunu genç yaşta evlendirmeye karar verir. Kehanetin ne ima ettiği belli olmasa da Manfred bu evliliğin kehaneti geçersiz kılacağına iman etmiştir bir kere. Ama kader ağlarını örer ve oğlu evleneceği gün başına bir miğfer düşmesi sonucu ölür. Manfred bu sefer kehaneti başka bir yöne çevirir ve müstakbel geliniyle kendisi evlenmeye karar verir. Üstelik oğlunu da o kadar sevmediğini anlamıştır. Sonrası ise bir korku tünelinden geçercesine gelişen olaylar…

“ ‘Oh, lordum, prens… prens… miğfer, miğfer…’ Acı dolu bu seslerle şaşıran ve ne olduğunu bilmeksizin korkan Manfred telaşla ilerledi; fakat bir babanın gözleri için ne korkunç bir görüntü!; çocuğunun parçalara bölünmüş ve devasa bir miğferin içine gömülmüş olduğunu gördü. Normal bir insan için yapılan kasklardan yüz kat daha büyüktü ve büyüklüğüyle orantılı olarak kara tüylerle örtülmüştü.”

5-Udolf Hisarı- Ann Radcliffe- Dergâh Yayınları
Bir gotik edebiyat klasiği ile öneri listemizi sonlandırıyoruz. Kitabın asıl adı Udolf’un Gizemleri. Ama çevirmeni Ahmet Mithat Efendi çevirirken bu ismi uygun görmüş, yayınevi de onun bu tercihinden şaşmamış. Evet yanlış duymadınız kitabın çevirmeni Ahmet Mithat Efendi. Bu detay kitabı okumak için daha da heyecan verici olabilir. Biraz Osmanlıcanızın gelişmesine de sebep olur. Eserin aslından uyarlama olduğunu da dip not olarak belirtelim. Aslı oldukça uzun! Hikâyeler ise kitabın kahramanı Emily’nin başından geçiyor. Emily La Valle adlı şatoda iyi insanlar olan ebeveynleri ile birlikte yaşamaktadır. İyi bir terbiye almış, güzel ve cesur bir kızdır. Ama aniden annesi ve babasının ölümüyle sarsılır. Şatoda halası ve dayısı ile yaşamına devam etmesi gerekir. Ama vasileri hiç ebeveynlerine benzememektedir. Hayat başka bir şekilde akmaktadır artık. Kitabın önsözünden alıntıyla, “Eserin kurgusu iyi ve kötü güçlerin çatışması üzerine kuruludur. İyi, saflığından, dürüstlüğünden kötülerin eline kozlar verdiği gibi, bunlardan doğa sıkıntılarla boğuşur.”

Son söz: Elbette Edgar Allen Poe, H.P. Lovecraft eserleri, Jane Austen’dan Northanger Manastırı, Marry Shelly’den Frankenstein, Robert Louis Stevenson’dan Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, Bram Stoker’dan Dracula gotik edebiyatın değerli yazarları ve eserleri olarak listenize eklenebilir. Biz nispeten daha az bilinenleri seçtik.