Geçtiğimiz sezon izlediğimiz en güzel oyunlardan biri DasDas ‘da sahnelenen Josep K. idi. Mert Fırat başta olmak üzere tüm oyuncuların başarılı oyunculukları ve İngiliz yazar Tom Basden’in çağdaş yorumuna dayalı senaryo, Kafka’nın Dava’sı gibi ağır bir romanı seyirci için büyük bir zevkle seyredilir kılmış. Belli ki seyirci/okur için aynı hikayeleri tekrar tekrar seyretmek/okumak  konusunda çekici olan bir yanı var klasikleşmiş eserlerin. Farklı yorumlarla zenginleşebilen, farklı bakış açılarıyla bakıldığında/okunduğunda yeni tadlar alabileceğiniz eserler olarak kültür dünyamıza nakşolmuşlar..

Kütüphanenizde Kafka’nın Dava’sının ya da Dönüşüm’ünün kaç yayınevinden çıkmış kaç farklı baskısı var? Bir yayınevi yeni/geliştirilmiş bir baskısını çıkardığında sizi bir tane daha almanız için teşvik eden ne olabilir? Bir yayınevi okuyucusuna daha ne vaad edebilir? Daha iyi bir çeviri, uzman kişilerden önsözler/sonsözler, günümüz ünlü yazarlarının eserle ilgili yorumları iyi okur için iştah kabartıcı olabilir mi?

İletişim Yayınları’nın Tanıl Bora’nın çevirisiyle çıkardığı, Kafka’nın Dava’sını “bugünkü aklınızla” tekrar okumadan önce “Ronald Gray’in yazdığı önsözü okumak bana ne katabilir ki?” diye soruyorsanız, bunun cevabını vermek/almak için şu kısma bir göz atalım önce hep birlikte.

Kafka’nın deyişiyle yazmak her türlü izlenime açık olmaktı; kendisine tesir eden şeylerin en kötüsünü veya en iyisini reddetmek yerine, hepsini doğrulukla kağıda dökmekti. “Aç kendini,” diye yazmıştı günlüklerinde, “insan dışarı çıksın.”* İçindeki insanın dışarı çıkmış olduğunu çok ender hissettiği için eserlerinin çoğundan memnun değildi, hiç kuşkusuz aynı sebepten yakılmaları için talimat vermişti. Bu açılmayı onun için bilhassa zor ve acılı hale getiren de kötülüğe dair sezgisinin şiddetliliği, bir yandan iyiliğe olan inancının da eşit derecede güçlü olması ve bu ikisinin tek bir kişiliğin sınırları içinde barınamayacak kadar uzlaşmaz olmalarıydı.

*Franz Kafka’nın Günlükleri

Bu yorumu okuduktan sonra bu bakış açısıyla, bu ikilemleri takip ederek Dava’yı okumak kuşkusuz nitelikli okur için farklı bir okuma deneyimi olacaktır.  Peki eseri okuduktan sonra bir de Eliseo Vivas’ın sonsözününe de bir bakalım ve etkisini tartalım.

Her ne kadar sözlü olarak inkar etse de, Josef K. suçluluğunu ufak tefek şekillerde daha tutuklandığı ilk günden itibaren ele verir. Tek bir örnek bile yeterli olacaktır: Tutuklandığı günün sabahında yapılan önsoruşturmada Josef K. müfettişe öfkeyle ve belki de yersiz, “Bu en büyük suçum bile değil,” der. Josef K. suçunu daha önemli başka bir biçimde de ele verir: Görünürdeki hayat koşulları başta değişmese de, Josef K. yavaş yavaş davadan başka bir şey düşünemez olur ve nihayet işini bu yüzden ihmal etmiş olduğunu fark eder. Masumiyetinden gerçekten emin olsa bu saçma meseleye gülüp geçmesi gerekir, aynı ön soruşturmanın yapıldığı pazar günü sorgu yargıcına bu meselenin o kabul etmedikçe bir dava sayılamayacağını söylediğindeki gibi. Josef K.’nın bu sözleri söylediğinde, dudaklarından çıkmayanı eylem yoluyla ifade ettiğini kendine itiraf etmek istemediği, okur için gayet açıktır.

Evet sevgili okur, burada ya “ben de tam böyle anlamıştım,” deyip kendinizle gurur duyacaksınız ya da büyük bir iştahla kitabın o bölümüne geri dönüp bu bilgiyle tekrar okuyacaksınız. Her iki şekilde de okuduğunuzu algılayışınız etkilenmiş durumda, okuduğunuz kitap aynı kitap değil artık, siz aynı okur değilsiniz artık.

Okura Kafka okumanın inceliklerini öğreten/yol gösteren yorumlardan en güzeli bizce Nabokov’unki. İthaki Yayınları Kafka’nın Dönüşüm’ünü Vedat Çorlu ve Savaş Kılıç’ın çevirileriyle ve   Nabokov’un Dönüşüm Dersi’yle birlikte yayımlayarak bizler için bu baskıyı “ Kütüphanede mutlaka bu da bulunmalı,” noktasına getiriyor. Nabokov Kafka okuruna şöyle sesleniyor;

Hikayeyi tutup parçalarına ayırabilir, parçaların nasıl birbirine uyduğunu, bütünün bir yarısının öbürüne nasıl denk düştüğünü gösterebiliriz; ama adını koyamadığınız, def edemediğiniz hislerle gönlünüzü titreten bir hücre, bir gen, bir filiz olmalı içinizde. Güzellik artı acıma [beauty plus pity] – işte sanatın tanımına en çok yaklaştığımız formül bu. Güzelliğin olduğu yerde acıma da olur, çok basit bir nedenle:Güzellik ölüme mahkumdur, her güzellik ölür gider, konuyla üslup, bireyle dünya ölür gider. Kafka’nın Dönüşüm’ünü böceklere dair fantastik bir hikayeden ibaret saymayan biri çıkarsa, iyi ve sıkı okurların safına katıldığı için kutlarım onu.

İyi ve sıkı okurlar, “bir daha okumalıyım, ilk okuduğumda çok gençtim/yaşlıydım,” dediğimiz ama bir türlü okuma fırsatı bulamadığımız klasikleri, umalım ki yayınevleri geliştirerek,tiyatrolar yorumlayarak karşı koyamayacağımız şekillerde karşımıza çıkarmaya devam etsin. Değerini anlayan herkese iyi seyirler/ okumalar.

Dava, Franz Kafka, İletişim Yayınları, 2015

Dönüşüm, Franz Kafka & Vladimir Nabokov, İthaki yayınları, 2014