Kült bir roman yazmak için bir yazar hayat yolunda nelerden geçmiş olmalıdır? Bu sorunun hakkını en çok verecek yazarın ve kitabının peşine düşmüş Kenneth Slawenski Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger adlı kitabında. J.D.Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar romanı tüm zamanların en çok satan, en çok tartışılan kitaplarından biri ve yazarı da tüm zamanların en çok merak edilen yazarı. Salinger hayatını gözlerden uzak yaşamaya çalışmış bir yazar, ancak o ne kadar uzaklaştıysa insanların içinde o kadar merak uyandırmış. Kendiliğinden oluşan bu gizemli yazar kimliği ona ve kitabının başkarakteri Holden Caulfield’a daha da ün getirmiş. Slawenski yazdığı biyografi ile hem yazarın gizemli hayatını hem de Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın yazılma yolculuğunu anlatan nitelikli bir eser ortaya koymuş. Biyografi tüm bunları başarırken bir yandan da Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın edebiyat tarihinde niye bu kadar yüksek bir mertebeye eriştiğini yol boyunca her durakta açıklıyor.

Okurların “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ın kapağının içinde karşılaştıkları şeyler genellikle hayat değiştiren deneyimlerdi. Roman, Amerikan kültürünün izlediği yolu değiştirecek ve kuşakların ruhunu tanımlayacaktı. Salinger, okuru daha romanın ilk cümlesinden, dolambaçlı düşünceleri, duyguları ve anılarıyla, Amerikan Edebiyatı’nın sunduğu en eksiksiz bilinç akışı deneyimini dolduran, kontrolsüz ve tuhaf bir Holden Caulfield gerçeğinin içine çekiyordu. Holden’ın anlatısının düzensiz doğası daha ilk sayfadan kendini belli etmekteydi. Altmış üç sözcüklük ilk cümlesi ve neredeyse bir sayfadan uzun ilk paragrafı edebi geleneğe baş kaldırıyor ve okurlarına, eşsiz bir yolculuğa başlayacakları haberini veriyordu.

Slawenski’nin yazdığı biyografiden yola çıkılarak bir film de çekildi. 2017 Amerikan yapımı,Çavdar Tarlasındaki Asi adıyla Türkiye’de gösterilen film, temel olarak Salinger’in hocası Whit Burnett ile kurduğu ilişki üzerinden Salinger’in yazarlık kariyerinin gelişimini odağa almış. Sonuçta ortaya rahat izlenen, sinema sanatının imkanlarıyla Salinger’in hayatını doğru yansıtan bir film çıkmış. Film yoluyla daha fazla insana ulaşılmış olması memnuniyet verici olmakla birlikte bizce biyografinin hakkı yenmiş çünkü kitabın kendisi çok daha kapsamlı ve derinlikli bir bakış açısına sahip. Kitapta asıl odağa alınan, yazarı adım adım Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı yazmaya taşıyan yolun mihenk taşları. Biyografi boyunca Salinger’in her eserinde, yarattığı her karakterde, hayatının her noktasında onu Çavdar Tarlasında Çocuklar’a ulaştıran ipuçlarını keyifle takip ediyoruz.

“Ben Deliyim” yumuşaktır, özgündür ve hatta duyarlı bir sona bile sahiptir ama “Çavdar”ın, romanı çok etkili kılan ruhsal gücünden yoksundur. Holden’ın Viola’nın beşiğinin kenarında güzelliği onaylaması yumuşak olmasına karşın şiddetlidir; ama yeterince açığa vurulmaz. Holden’ı “Çavdar Tarlasında Çocuklar”daki Phoebe ve Allie’ye bağlayacak ve Salinger’in gelecekteki karakterlerinin pek çoğunu birleştirecek olan bağ daha tam olarak olgunlaşmamıştır. Bunun gerçekleşmesi yazarın ruhsal dönüşümünü ve kendini açığa vurmasını gerektirir.

Slawenski’nin yazdığı biyografi, Salinger’ın ruhsal dönüşümünü sağlayan dönemeçleri gizemli yazarın hayatını merak edenlerin önüne seriyor. Salinger 1944’te Normandiya Çıkarması’nda yer almış. Biyografide yer alan bilgilere göre İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’da görev yapan bütün Amerikan alayları içinde en fazla kayıbı Salinger’in birimi vermiş. İnsan hayatında böylesine net bir biçimde ölümle yüzleştiyse, tanıdığı insanlar gözünün önünde öldüyse onun için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, yaşadığı dehşet dolu deneyimlerin Salinger’in ruhsal yolculuğunda nasıl keskin dönüşlere neden olduğunu az çok tahmin edebiliriz. Yazma tutkusunu ne yönde etkilediğini ise net olarak görüyoruz. Yazmayı alışkanlık edinmiş bir insan tüm bu dehşetle, yazarak başa çıkıyor. Salinger cephede olduğu dönem boyunca da yazmaya devam etmiş ve emin adımlarla Çavdar Tarlasında Çocuklar’a doğru ilerlemiş.

“Fransa’da Bir Çocuk” tek kişilik siperinde bir anlık huzur arayan savaş yorgunu bir askerin iç hesaplaşmalarını anlatan sakin bir öyküdür. Bu, Salinger’in 1944’ün son aylarında cephede yazdığını belirttiği üç öyküden ikincisidir. İçinde Caulfield ailesinin hiçbir üyesinden sözetmemesine karşın, “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ve diğer çalışmalarının ritmini ve mesajını yansıtmaktadır. Bu nedenle de Salinger’in altıncı Caulfield öyküsü olarak kabul edilmelidir.

Salinger’in biyografisi bize şu noktaya getiriyor; yazdığınız hikayenin anlamlı bir yere varmasını ve bir fark yaratmasını istiyorsanız, yazmak bir eylemden çok bir hayat yolculuğu haline gelmelidir. Önemli olan yolculuğun kendisidir, yolculuk ne kadar anlam yüklü ise sonunda gelinen nokta da o kadar değerli olacaktır. Yol boyunca; romanı yazarken, karakterini oluştururken yazarın ne kadar zamanı masa başında ya da cephede geçirdiği, ne kadarını önceden kafasında oluşturduğu, romanın yazarla birlikte nereleri gezdiği romanın asıl serüvenidir.

Romanın üzerinde bir yıl çalıştıktan sonra, 1950  sonbaharında, Salinger “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı bitirdi. Salinger için bu eser bir katarsisti. İtiraf, arınma, yakarış ve aydınlanmaydı, hepsi benzersiz bir sesin içinde Amerikan kültürünü altüst edecekti. Roman, yalnızca bir anımsamalar derlemesi ya da bir gençlik sıkıntısı öyküsü değil, Salinger’in hayatına ait bir arınma olgusuydu da. Holden Caulfield ve onu içine alan sayfalar, yetişkinlik yıllarının çoğunda yazarın sürekli arkadaşı oldu. Bu sayfalar Salinger için öyle değerliydi ki, savaşın sonuna kadar onları hep üzerinde taşıdı. 1944’te Whit Burnett’a, onlara destek ve ilham için ihtiyaç duyduğunu itiraf etmişti. “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ın sayfaları Normandiya kumsalında fırtına gibi esmiş, Paris Sokakları’nda resmi geçit yapmış, sayısız yerde sayısız askerin cenazesinde hazır bulunmuş ve Nazi Almanya’sının ölüm kamplarında dolaştırılmıştı.

Bu biyografi bize hem bu tür kült eserlerin hiçlikten ortaya çıkmadıklarını hem de ortaya çıkmalarının neredeyse mucizelere bağlı olduğunu gösteriyor. Çavdar Tarlası’na giden yol üstünde geçilmesi gereken öyle zorlu engeller var ki insan biyografiyi okurken şunu düşünmeden edemiyor; böylesine zorlu tecrübelerden geçmemiş  olsaydı Salinger bu romanı yazamayacaktı, Çavdar Tarlasında Çocuklar diye bir kitap olmayacaktı. Bunun ayırdına varmak Holden hayranı bir okur için zor olsa da daha da korkunç olan şu ki; varlığını bilmediğimiz bir şeyin eksikliğini anlayamayacağımız için romanın hayatlarımızda olmayışının yarattığı boşluğu da hiçbir zaman algılayamayacaktık. Neyse ki hem Çavdar Tarlasında Çocuklar hem de Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger hayatlarımızda var ve yol üstünde bir yerlerde bizleri karşılamayı bekliyorlar.

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J.D.Salinger, Yapı Kredi Yayınları, 2016

Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger, Kenneth Slawenski, Sel Yayınları, 2011